Mehmet Zeki Kisbu



Saime Hanım’la Abdulhallak Bey’in ikinci çocukları 1 Şubat 1932’de İstanbul’da Eyüp’te doğar. Adını Mehmet Zeki koyarlar. Zeki’nin aileye katılmasıyla Nesrin “abla” olur, aile daha da güçlenir. Kasarcı Ailesi’nden Saime Hanım, Pamukçu Ailesi’nden Abdulhallak Bey iki çocuğuyla birlikte Kisbu Ailesi’nin temellerini güvenle, sevgiyle, huzurla atarlar ve bu temel üstünde bir ömür inşa ederler. Alın Teriyle Kazanılan Soyadı Zeki Bey’in dedesi Arif Bey 1914 yılında 1. Dünya Savaşı çıkana kadar İstanbul’da Eyüp’te kendisine ait dokuma atölyesini çalıştırır. Kendi emekleriyle, keten elyaftan yaptıkları ipliklerle dokuyup ürettikleri, anneleri ve hanımlarının da kullandıkları şallardan dolayı şiirler de yazan “Baki” mahlasını kullanan rüştiye mezunu Abdulhallak Baki Bey’in teklifi ile aile Kisbu soyadını alır. “Kendi emeğiyle çalışıp sahip olma” anlamına gelen Kisbu soyadını dokumacılık mesleğiyle olan ilişkilerinden dolayı almışlardır. Abdulhallak Baki Bey ve ağabeyi Şükrü Bey, güvenilir tüccarlık yapan babalarından devraldıkları piyasadaki güvene dayanarak Ayvansaray’da toptan gıda işini kurarlar ve işleri büyütüp devam ettirirler. Zeki Kisbu’nun babası ve amcasının Ayvansaray’da açtıkları bakkal dükkânı, herhangi bir bakkal değildir. Baba ve amca, şimdinin marketleri ayarında, aynı zamanda toptan satış da yapan kapsamlı bir satış noktası kurmuşlardır. Ticari zekâlarının yanı sıra insan ilişkilerinde de güçlü olan iki kardeşe bu güç babalarından, babalarının güvenilir ticaret insanlığından mirastır. Aldıkları Kisbu soyadı, bir alın terinin neticesidir. Alın teri ile çalışıp kazanmanın nişanesidir Kisbu soyadı. Ve, iş yaşamlarında Kisbu emeği, güveni ve ahlâkı babadan oğula, oğuldan oğula ve yüzyıldan yeni yüzyıla geçer. Bir bilgi, birikim, deneyim ırmağıdır Kisbu. Eyüp Ayvansaray’dan akıp büyük denizlere ulaşan… Mehmet Zeki Kisbu’nun ticari genlerinin gücü sadece baba tarafından değil, anne tarafından da gelmektedir. Anne Saime Hanım’ın evlenmeden önceki soyadı da babasının alın terinden doğmuştur. Saime Hanım’ın babası Hüseyin Bey’e Kasarcı soyadını aldıracak olan, Cumhuriyet’in kurulduğu ilk yıllarda İstanbul’da Büyük Valide Han’da yaptığı dokuma ve kasarlama işidir.


Çıraklık… Askerlik… Evlilik…

Zeki Kisbu, 9 aylıkken babasını yitirir. Ona din, ahlâk ve kültür bilgisi için hafızlık eğitimi aldıran annesini de 16 yaşındayken yitirecektir. 12-14 yaşlarında dedesi Hüseyin Bey’in yönlendirmesiyle Mahmutpaşa’da bir kumaşçı dükkânında bir esnafın yanında, 14-18 yaşlarındaysa babası ile amcasının kurduğu işyerlerinde çalışır ve babasından kalan işi tasfiye eder. 1950 yılında yaşını bir yaş büyütür. Tek amaç vardır: Bir an önce işini uzun soluklu olarak sürdürebilmek için askerliğini yapacaktır. Gönüllü olarak Bahriye’yi seçer ve 3 yıl askerlik yapar. Kore Savaşı’nın olduğu yıllardır. Türk askerleri savaş bitiminde Kore’den bir Amerikan gemisiyle İstanbul’a getirilir. Amerika, o gemiyi savaşta Kore’ye destek verdiği için Türkiye’ye bağışlar. Bu defa Amerikan askerlerinin Amerika’ya bırakılıp geminin tekrar Türkiye’ye getirilmesi gerekir. Bu görevi gerçekleştiren Türk Bahriye Takımı’nda Mehmet Zeki Kisbu da vardır. Askerlik dönüşü annesi Saime Hanım’ın babası Hüseyin Bey’in yönlendirmesiyle 1954’te Zinnet Kisbu ile evlenir. Evliliklerinden 1955’te Baki, 1956’da Nedim, 1958’de Selim, 1964’te Lale doğar. Evlilikleri 3 erkek, 1 kız çocuğuyla taçlanır.

Ticarette Bir Ömür: İtimat ve İtibar…

Dedesi Hüseyin Kasarcı Bey’in yönlendirmesi ile genç yaşta çırak olarak çalıştığı işe merak salar ve askerliği süresince yapacağı işi tasarlayarak merakının peşinden gittiği kumaşçı dükkânını açar. Üretimin kıt olduğu zamanlardır. Zeki Kisbu, 1958’de Rami Topçular’da dokuma işine başlar. Aynı zamanda piyasada oluşturduğu “itimat, itibar ve rekabetçi yapısıyla” üreticilerin devlet kurumları ile yaptığı ticarette tedarikçi müteahhitlik işini üstlenerek konumunu daha da yükseltir. Mahmutpaşa’da çıraklık yaptığı dönemin iş yaşamına sağladığı katkıyı, o değeri çok iyi bilir. 1971’de gelecek kuşakların da tezgâhtarlığı ve esnaflığı yerinde öğrenmeleri için Eminönü Kantarcılar’da bir dükkân alır, işletmeye başlar. O dükkândır Zeki Kisbu’nun çocuklarının, torunlarının, torunlarının çocuklarının tezgâhtarlık deneyimi kazandığı… Ticaretin inceliklerini, ahlâkını… Kisbu kurallarını öğrendikleri… Ve yine o dükkândır 1971’den bugüne bütün canlılığıyla etkinliğini sürdüren… 1976’da Zeki Kisbu, yine muvaffak olacağı bir iş için kollarını sıvar. Kemerburgaz’da pamuk ve akrilik iplik tesisi kurar. Uzmanlık alanlarının ön plana çıktığı bu yıllarda çocukları Baki Kisbu ambalaj sektörü üretimi, Nedim Kisbu polipropilen iplik, teknik tekstil ithalat ve ihracatında, Selim Kisbu ise kaba mefruşat, halat ve branda ithalat-ihracatında uzmanlaşarak sektördeki yerlerini alırlar. Lale Kisbu ise eczacı olur.

Sadece işte değil evde de bir değer…

Yaşamını yarattığı itimat ve itibar ile, sadece işine ve insanlığa değil, ailesine de adamış olan Zeki Kisbu, disiplinli ve özverili tutumu ile sürekli kendini geliştirmiş bir değerdir. Her sabah 06:00’da kalıp kahvaltısını ve akşam yemeğini ailesiyle birlikte yiyip her akşam 22:00-22:30’da yatan, kendisinin yaşadığı ailesiz hayatı çocuklarına bir gün bile yaşatmayan, aile değerlerini el üstünde tutan, koruyan bir güzel insandır Zeki Kisbu. Çocuklarının ve torunlarının yaptıkları yatırımlara inşaat müteahhitliği de yapan Zeki Kisbu’nun yaşam boyu onlara söylediği şu söz, hepsinin kulaklarında küpedir: “Gayrimenkul tüccarın ziynetidir, arttırın gayrimenkul alın!”

Başlı başına bir tarih…

Çocuk yaşta annesinin aldırdığı hafızlık eğitimini birçok makamda sürdürür. Türk Sanat Musikisi’ndeki makamlar konusunda da kendisini geliştirir. Her bulduğu fırsatta kitap okur. Bu sayede Dünya ve Türk Osmanlı Tarihi, kültürü konusunda engin bilgi sahibi olur. Salt ticarette değil tarihte de uzmanlaşır. Tarihi kitap ve müzik koleksiyonları ile de elindeki değerleri gelecek kuşaklara ışık olması temennisiyle arşivler. Kendisi de örnek yaşamıyla başlı başına bir tarihtir Zeki Kisbu’nun. İleri yaşında bile bir kenara çekilmez; birçok projenin fikir dedesi, fikir babası olur, birçok projeye cansuyu verir. Yaşamı boyunca hiç kimseden su istemeyen incelikteki Zeki Kisbu, bütün dünyanın COVID-19 pandemisi yaşadığı 9 Mayıs 2020’de; Ramazan ayının 15. günü, hiç kimseyi rahatsız etmeden, kalp yetmezliğinden yatağında gözlerini yumarak, mübarek bir şekilde hayata veda eder… Aynı hayatı gibi mübarektir ölümü de… Mehmet Zeki Kisbu, vefatının ardından da erdemli yaşamı ile sadece çocuklarına, torunlarına değil; yakın çevresine, ticaret dünyasına ve bütün insanlığa daimi bir ışık olmaya devam etmektedir. Kendisini rahmetle anıyoruz.